Düşünmek Üzerine
Dün akşam verimli ders çalışma üzerine bir seminere katıldım. Hayli sıkıcıydı. Yeniden yazmaya değer bulduğum pek bir şey olmasa da konuşmacının pomodoro tekniğinden bahsederken kurduğu şu cümleler epey dikkatimi çekti: "Beyin yorulmaz. Zaten 24 saat çalışır durmadan; uykuda bile. Beyin yorulmaz, sıkılır. Ders çalışırken hissettiğimiz de budur." Ders çalışırken çok sıkıldığım doğrudur. Ancak beynin yorulmadığını, 5 saatlik bir toplantıdan çıkmış Çağrı'ya söyleseniz, size içinden birkaç yerli söz geçirirdi.
Bu meseleyi biraz daha araştırınca "Düşünerek Yorulmak" ("A neuro-metabolic account of why daylong cognitive work alters the control of economic decisions") başlıklı akademik bir çalışma buldum. Çalışmada basitçe; yüksek talep gerektiren kognitif n-back ve n-switch görevlerin, katılımcıların lateral prefrontal korteksinde glutamaterjik nörometabolik homeostazı bozarak glutamat/glutamin difüzyon dinamiklerini değiştirdiği ve low-cost bias oluşturduğu söyleniyor. Daha detaylı anlatmak gerekirse, çok düşünürsek kısa vadeli kazançlara ve az çabaya meyilli oluyoruz.
Yani insan çok düşünmekten yorulabiliyor ve daha fazla düşünmekten kaçınıyor. Geçtiğimiz hafta yeni bir kulaklık almak istediğimde halihazırda rock müzikle ilgilenen ve daha önce birçok kulaklık deneyimlediğini bildiğim bir arkadaşıma basit bir mesaj gönderdim: "Yeni kulaklık istiyorum. Ne alayım?" Bana birkaç seçenek gönderdikten sonra hiçbir teknik özelliğe bakmadan gözüme hitap eden modeli sipariş ettim. Huyum değildir araştırmadan satın almak. Yine de birine güvenip karar vermek zorunda kalmamak; karşılaştırmaları, kullanıcı yorumlarını, incelemeleri vb. es geçip hazır bir kararı uygulamak bana hayli iyi gelmişti.
Aynı uygulamayı bir başka dostumla yaptığım da olmuştu. Kalem koleksiyonum olduğunu bildiğinden kendisine bir kalem almamı istedi. Bana yalnızca kriterlerini iletti. Paketi açana kadar ne geleceğini dahi bilmiyordu. Nihayet ilk karşılaşmamızda kalemi çok beğendiğini ve başkası onun yerine karar verdiği için ne kadar mutlu olduğunu anlattı.
Bu yaşıma dek en zor kararlarımda bir bozuk para yanımda olmuştur hep. Romantik kararlarımda, arkadaşlık ilişkilerimde, ekonomik meselelerde yahut basit bir market alışverişinde dahi iki seçenek arasında kaldığımda yazı-tura attım. Ancak soğuk algınlığı geçirdiğim bir sabah, dönüp baktığımda yazı-tura ile verdiğim kararların yarısının yanlış olduğunu fark ettiğimden olacak ki, derse gidip gitmeyeceğimi daha sağlıklı bir kararla seçmek istedim.
İşte ChatGPT'nin bana önerdiği 9 hızlı karar verme yöntemi:
- Geri döndürülebilirlik:
Hangisini seçersem fikrimi değiştirmem daha kolay? - En kötü durum testi:
A’nın başına gelebilecek en kötü şey mi, B’nin başına gelebilecek en kötü şey mi daha kabul edilebilir? - 10-10-10:
10 dakika sonra hangisini daha çok önemseyeceğim?
10 ay sonra?
10 yıl sonra? - Fırsat maliyeti:
A’yı seçersem B’den vazgeçiyorum. B’yi seçersem A’dan vazgeçiyorum. Hangisinden vazgeçmek daha az koyuyor? - Varsayılan seçenek:
Hiçbir belirgin fark yoksa:
Hiç karar vermeseydim hangisini otomatik olarak seçmiş olurdum?
Genellikle ilk doğal eğilim, gereksiz düşünmeden önceki tercihi gösterir. - Çaba / getiri oranı:
İki seçenek benzer sonuç veriyorsa:
Hangisi daha az uğraşla aynı sonucu veriyor?
Daha kolay olanı seç. - Para testi:
Seçeneklerden birini sana ücretsiz, diğerini ise kendi paranla alman gerektiğini varsay.
Hangisi için para vermeye daha gönüllü olurdum?
Özellikle satın alma kararlarında iyi çalışır. - Başkasına tavsiye et:
Kendin için karar vermek yerine:
Aynı durumda yakın bir arkadaşım olsa ona hangisini önerirdim?
Kendi kaygını denklemden çıkarmış olursun. - [Bu kuralı sizinle paylaşmayacağım]
Yine de güzel şey düşünmek; ne kadar üzse de... Birçok atasözü ve deyimde düşünmenin hüzünle bağdaştırılması tesadüf değildir herhalde: kara kara düşünmek, düşünceli olmak, düşüncelere dalmak... Evet, üzer düşünmek ama düşünerek vardır insan. Her daim hazır kararları, zevkleri veya düşünceleri alan insanın kendi neyi kalır ki? Ekranlardan, kitaplardan topladıklarını kendi düşünce süzgecinden geçirmeyen biri için insan demek mümkün mü? "Ben kimim? Nasılım?", diye sorduğumuzda kendimize, oturup 50 sayfa yazabiliyor muyuz acaba?
Hiç acıtır mı düşünmek, ucunda olmak varsa?