Bakiler'de Attila İlhan
Yavuz Bülent Bakiler’in kendi üslubuna eklediği şairlerden biri de Attila İlhan’dır. Bu benzerliği Bakiler'in "Cebeci İstasyonu ve Sen" şiiri ile Attila İlhan'ın "Sisler Bulvarı" şiirini karşılaştırdığımızda gerek dilsel gerek içerikle alakalı unsurlardan çıkarmak işten bile değildir.
Geçtiğimiz aylarda Merhum Şair Bakiler’in anısına hazırlanan bir programda halihazırda tanıdığım bir hocamın da konuşması vardı. Bakiler’in üslubundan, ortaya koyduğu dilden bahsetti. “Harman” kitabına da atıf yaparak, “Bakiler adeta kendinden önceki ustaları harmanlamıştır.” dedi ve birkaç isim saydı: Necip Fazıl, Cahit Külebi, Faruk Nafiz Çamlıbel, Nazım Hikmet… Özellikle Nazım Hikmet’in fikren zıt olmasına karşın; “Onun gönlü öyle bir arı ki zakkumdan dahi bal almasını biliyor. Almasını bilen alır!” İfadesi bende büyük bir etki bıraktı.
Ancak bir ismin yokluğu çekti dikkatimi benim: Attila İlhan. Zira “Cebeci İstasyonu ve Sen” şiiri adeta Sisler Bulvarı’nın izdüşümüdür. Aynı atmosferi, aynı unsurları hatta aynı edebî kullanımları bulmak mümkün.
Cebeci İstasyonu şiiri şu mısralarla başlar:
Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara
Attila İlhan ise Sisler Bulvarı’nda şöyle ifade ediyor bu vakit ve hava durumunu:
sisler bulvarı’na akşam çökmüştü
“sisler bulvarı’ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu”
Bir başka mısrada Bakiler yanında bulunan kişinin duruşunu belirtirken;
“Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun
Beni bırakma diyordun”
Attila İlhan benzer bir ifadeyi şu mısrasında kullanır:
“beni görünce taş kesileceksin”
Bunların yanı sıra tren, yağmur, akşam, gözler ve soğuk gibi unsurlar bariz şekilde iki şair tarafından da kullanılmış.
Dil kullanımına gelecek olursak Bakiler alışılmışın dışında tekrarlamalar eklemiştir ki bu Attila İlhan’da da sıkça gördüğümüz bir kullanımdır:
“Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
Bir başka türlüydü bu insanlar
Sen bir başka türlüydün”
Özellikle bu bölümün son mısrasında aynı ikilemeyi farklı çekimle yazması Sisler Bulvarı’ndan esinlendiğine dair bir şüphe bırakmıyor:
“Ağlıyordun, ağlıyordun…”
“ağlamayacaksın! Ağlamayacaksın!”
Sonuç olarak Yavuz Bülent Bakiler’in kendi üslubuna eklediği şairlerden biri de Attila İlhan’dır. Bu benzerliği Bakiler'in "Cebeci İstasyonu ve Sen" şiiri ile Attila İlhan'ın "Sisler Bulvarı" şiirini karşılaştırdığımızda gerek dilsel gerek içerikle alakalı unsurlardan çıkarmak işten bile değildir.
Kendini dile, edebiyata ve şiire adamış bütün ustaların ruhuna Fatiha!
Cebeci İstasyonu ve Sen
Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Sıcak bir kara sevda
Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu;
Acımsı, buruk.
mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde
Sessizliği üstümüzden atamıyorduk
Bir saçak altında kararsız, yorgun
Saatlerce duruyorduk
Kimse görmüyordu bizi
Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
Bir başka türlüydü bu insanlar
Sen bir başka türlüydün
Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi
Gözlerin gözlerimde erimekteydi
Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun
Beni bırakma diyordun
Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam
Bir yalnızlık duyuyorduk
Ağlıyordun, ağlıyordun...
Cebeci İstasyonunda bir tren
Nefes nefese soluyordu
Gerilmiş bir keman teli gibiydik
Ankara Kalesi'nde bir eski çalar saat
Bilmem kaça vuruyordu
Bir yağmur yağıyor inceden ince
İçimizdeki binbir düşünce
Harmanlar misali savruluyordu
Islanmış bir ceylan yavrusu gibi
Tiril tiril titriyordun
Gitsek gitsek diyordun.
Yüreğimin atışından deli gönlümce
Sırıl sıklam, paramparça, permeperişan
Türküler söylüyordum
Ağlıyordun, ağlıyordun...
Şimdi, şimdi seni düşünüyorum
Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor, serin
Paramparça düşmüş gönül ufkuma
İki yıldız gibi gözlerin
Gel Ey ciğerime saplanan hançer
Gel ey yüreğime oturmuş kurşun
Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan
Gel artık
Ne olursun
Yavuz Bülent Bakiler
Sisler Bulvarı
elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk
sisler bulvarı’na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk
sisler bulvarı’nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarıda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı’da bir tren vardı
sisler bulvarı’nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!
sisler bulvarı’ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarabda kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı
bir gemi beni afrika’ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka’da bir gün kalacağım
sisler bulvarını hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos’tan bir satır yağmur’dan iki
senin kirpiklerinden bir satır
simsiyah bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapur uğuldayacak
sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul’du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu
eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlayamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı
sisler bulvarı’ndan geçmediğim gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray’da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum
Attila İlhan