Attila İlhan'ın Mavisi
Attila İlhan dinledikçe* şiirlerin Türkçe olduğuna ikna edemiyorum kendimi. Bir makale, öykü veya roman dilinden çok farklı. Sanki Türkçe ve Şiir Türkçesi diye iki ayrı dil varmış gibi. Ve bir dili anlamak, dahası konuşmak için onu iyice öğrenmiş olmak gerekir.
Büyülü bir şeyler var sanki şiirde. Normal bir insanın yazabileceği ifadeler değiller bunlar. İNSANÜSTÜ. Evet, şiir insanüstü bir olaydır. Ve sanıyorum insanlığın en büyük icadıdır. Herkesin her duygusuna hitap eden bir şiir elbet bulunur. Bulunamazsa kendi yazar. Öyle ya da böyle şiir herkes içindir.
Dinlerken kendi yazdıklarımla da karşılaştırıyorum ve Attila İlhan’ın ifadeleri ne kadar imkansız, bir kez daha farkediyorum. 40 yıl düşünsem aklıma gelmez sanıyorum böyle bir dil:
“emperyal oteli’nde bu sonbahar
bu camların nokta nokta hüznü
bu bizim berheva olmuşluğumuz
bir nokta bir hat kalmışlığımız
bu rezil bu çarsamba günü
intihar etmiş kötümser yapraklar
öksürüklü aksırıklı bu takvim
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var”
Garip teşbihlerinle var ol, ey Mavi’ci! Kabülümsün! Yine de Kanık’tan iyi olmayasın.
*Evet, dinledikçe. Zira şiirlerini seslendirdiği iki tane albümü vardır, okuldan odama varırken, yatağımda uzanırken yahut mutfağa girmişsem şans eseri, onları dinlerim.